|
Erasmus Hikayesi...
Hayatım hiç beklenmedik
bir hızla gelişti. Hayal mi gerçek mi anlamadan elimde İspanya
bileti İstanbul Atatürk Havalimanında uçak beklerken buldum kendimi
bir anda.. . Tabi ilk defa uçağa binecek olmanın verdiği heyecan da
vardı üzerimde... Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra İspanya
Barcelona havalimanına iniyorum. Önce dört saatlik bir bekleyişin
ardından Valencia uçağına biniyorum ve nihayet geliyorum ama bir
yandan da ne yapacağımı düşünüyorum. ..Acaba diyorum beni karşılayan
olur mu diye ama kimseyi göremiyorum... Bildiğim tek şey kalacağım
yerin adresi. Bir taksi buluyorum. Elimdeki adresi uzatıyorum.
Kalacağım yere saat 01:00 de varıyorum. Yorgunluktan adım bile
atacak durumda değilim. Zar zor anlaşıyoruz pansiyon sahibiyle.
Çünkü o İngilizce bilmiyor ben de İspanyolca. Güzel bir uykudan
sonra üniversiteyi aramaya başlıyorum hiç bilmediğim ve kimsenin
İngilizce bilmediği bir yerde.. Biraz aradıktan sonra buluyorum ama
üniversitenin dört tane kampüsü varmış. Ben nereden bileyim? Elimde
bir kağıt öğrencilere soruyorum okulu, ama nedense kimse bilmiyor.
Zaten İngilizce bilmiyorlar (tabii bilenler de var). Kendime, acaba
ben yanlış yere mi geldim diyorum, nihayet aramaktan pes edince
kendi üniversitemin Erasmus koordinatörünü (Emine hanım’ı) arıyorum
okulu bulamadım diye..
Simdi bu
duruma gülüyorum. Neden aramışım ki? Uzaktan beri benim için ne
yapabilirdi ki?
J Neyse,
nihayet İngilizce bilen birini buluyorum ve ondan yardım istiyorum.
O da beni Erasmus ofisine götürüyor. Elime bir kaç bir şeyler
tutuşturup merkezde olan kampüse gitmemi söylüyorlar. Otuz dakikalık
bir yürüyüşten sonra orayı da buluyorum. Bana bugün git yarın gel
diyorlar. Zaten çeşitli nedenlerden dolayı (vize problemi, kar
tatili, kendi okulumun geç bitmesi...) geç gelmiştim
buraya....Üniversiteye tekrar gidiyorum ve ders kaydımı yapıyorlar.
Daha derslere başlamadan tatil oluyor. Valencia'nın yerel bir
festivali (“fallas” dedikleri) varmış. O yüzden tatil olacakmış. Hem
benim için de daha iyi diyerek etrafı gezme ve tanıma fırsatı
buluyorum. Gerçekten harika bir şehir Valencia. Akdeniz kıyısında,
sıcak, ilginç bir yer..Etrafta portakal ağaçlarının olduğu, sıcak
Akdeniz insanin yaşadığı; is adamlarının şehri olarak tanınan,
aslında bir turizm kenti olan bir merkez. Festivalse çok ilginç
görüntülerin oluştuğu, havai fişeklerin renk kattığı, yerli halkın
kendilerine has elbiselerle dolaştığı günler geceler boyunca süren
bir şenlik...(okumaya mı geldik tatile mi ...?J)
Nihayet okula başlıyorum bir haftanın sonunda ilk ders “tarım
politikası” ve ilk ödevim olarak hoca bana Türk tarım politikası
hakkında bir ödev veriyor. Ben şaşkınım. Daha ilk dersten böyleyse
günlerin zor geçeceği belli oluyor diyorum içimden. Neyse, pek
beklediğim gibi gelmese de alışıyorum... Çok fazla dil bilmediğimden
dolayı, dil problemi yaşıyorum tâbii ama insanlarla bir şekilde
anlaşıyorum. En büyük hatayı da Türkçe düşünerek yapıyorum. Yavaş
yavaş İngilizce yaşamaya da başlıyorum. Bir yandan da ufak tefek
İspanyolca kelimeler öğreniyorum. Bu arada da birçok arkadaşım
oluyor. Her ülkeden (İtalyan, Çek, Belçikalı, Alman, Polonyalı,
Hırvat, Hollandalı, Kolombiyalı, Senegal ve tabi İspanyol). Tabi her
yerde olduğu gibi, burada da Türkler var onlarla da arkadaş
oluyorum. Tam okula alışmaya başlıyorum derken yine bir tatille
karsılaşıyorum (Paskalya Bayramı). Çok uzun bir süre okul olmadığını
öğrenince Polonyalı arkadaşlarımla bisiklet kiralayıp bir tura
çıkıyoruz. Geceleri dağda bir kalenin içine kamp kuruyuz ve ilk
geceyi orada geçiriyoruz ve yola devam ediyoruz. İkinci gece hiç
hesapta olmayan bir yağmurla uyanıyoruz, biraz ıslanıyoruz. Bir
haftalık bisiklet turundan sonra eve dönüyoruz. Bu arada ben geç
geldiğim için işlenen konulara göz gezdiriyorum. Okulun açılmasına
daha çok var. Bir ay gibi bir süre tatil olduğundan, beklemekle
geçiyor zaman. Okul açılıyor. Bir cuma günü hoca pazartesi günü
sınav yapacağını söyleyince ikinci bir şokla karşılaşıyorum. Daha
okula üç hafta gitmişken ve ders hakkında hiç bir şey bilmiyorken
sınav olacağımı öğrenince gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Elimde
ders notları gece gündüz çalışıyordum ve sınav zamanı elimden
gelenin en iyisini yaptığımı umuyorum. Daha sonucu bilmiyorum.
Hocamız bir arkadaşının
evine yemeğe götürüyor bizi. Herkes burada. Güzel bir yemekten sonra
muhabbete dalıyoruz. İnsanlar dağıldıktan sonra bizde arkadaşlarla
sahile doğru yürüyoruz. Her şey güzel giderken talihsiz bir olayla
karsılaşıyorum. İçlerinden biri bana sen nerelisin diye soruyor.
Türküm deyince hiç ummadığım bir cevap “sen teröristsin dikkatli
ol”. Ne yapacağımı bilemeden ve moralim bozularak oradan
ayrılıyorum.
O olaydan sonra daha fazla
dikkat ediyorum çevreme. Bir Avrupalının gözünden Türklere nasıl
baktıklarını daha iyi anlıyorsunuz.. Şehir merkezinde gezerken
gördüklerim de bunları gayet iyi kanıtlıyor. Buranın ünlü alış veriş
merkezlerinin birinde elime geçen Türkiye ile alâkalı bir turist
rehberini incelerken şaşırıyorum gördüklerim karşısında...Çarşaflı
kadınlar, eski arabalarla dolu İstanbul caddeleri, yani
anlayacağınız eski tip, modern olmayan bir görüntü...
İyi insanlarla
da karsılaşmadım değil. Türkiye ye gelip gören insanlardan bir hayli
övgü duymadım da değil yani. Ülkemiz hakkında onların söyledikleri
güzel sözleri dinleyince milli duygularınız kabarmıyor değil hani...
Her yerde olduğu gibi iyi insanlar da var kötü insanlar da (kötü
demek istemiyorum aslında da-tanımlayacak başka bir şey gelmiyor
aklıma-).
Herkesin merak
ettiği mali kısmı var bir de bu isin. Bu program çerçevesinde hibe
alıyorsunuz. Ben giderken aylık 400 € dan hesaplan bir hibenin
toplam %80’ine denk gelen 1920 € aldım. Bu açıdan burası çok pahalı
bir ülke. Aldığınız burstan fazlasını katmak zorundasınız. Bir
şeyleri de unutmamak gerekiyor. Hiçbir şey hesapladığınız gibi
gitmiyor. Her an hiç hesapta olmayan masraflar çıkıyor karşınıza.
Her şeyi hesaplasanız bile belli bir miktar paranızın kösede olması
gerekiyor..
Derslere
gelince hiç alışık olmadığımız bir sistemde yürüyor. Saatler süren
lâboratuarlar, yazılması gereken raporlar, hazırlanması gereken
projeler bazıları aylar sürüyor, beş saat süren sınavlar, her şeyden
önemlisi de grup çalışmaları... Son derece titiz çalışma isteyen bir
üniversitede okuyorum. Burada kazandığım en büyük şey ise kendime
olan güvenim.
Daha unutup
yazamadığım nice anîm var aslında. En önemlisi eve dönüş yolu var.
Yeni maceralar beni bekliyor. Bütün Erasmus öğrencilerine başarılar
diliyorum. Kendinize güvenin...
Mehmet ÇAYLI
26.05.2006
Valencia Polytechnic University
|